Yazginin kökü nedir ?

Sevval

New member
Yazgının Kökü Nedir?

İnsanlık, bazı kelimeleri yalnızca sözlükte karşılığı olduğu için değil, hayatın içinde sürekli karşısına çıktığı için merak eder. “Yazgı” da bunlardan biridir. Bir olay olduğunda, işler beklenmedik bir yöne gittiğinde ya da insan geçmişine dönüp baktığında bu kelime hemen masanın üzerine konulan eski bir kitap gibi açılır. İçinden bazen “Demek böyle olması gerekiyormuş” cümlesi çıkar, bazen de “Keşke başka türlü olsaydı” diye başlayan uzun düşünceler. Peki, yazgının kökü nedir? Bu kelime nereden gelir, hangi anlam katmanlarını taşır?

Yazgı kelimesinin kökü, Türkçedeki “yazmak” fiiline dayanır. Buradaki bağlantı ilk bakışta biraz şaşırtıcı gelebilir. Çünkü günlük hayatta yazmak deyince akla kalem, kâğıt, bilgisayar ekranı ve yarım bırakılmış not defterleri gelir. Oysa dilin derinliklerinde “yazmak” yalnızca harfleri bir yüzeye aktarmak anlamına gelmez. Eski Türkçede “yazmak” fiili, “belirlemek, takdir etmek, kaydetmek” anlamlarıyla da kullanılmıştır. Yani bir şeyin yazılması, onun bir düzene bağlanması ve kayıt altına alınması fikrini taşır.

Bu noktada küçük bir dil sürprizi ortaya çıkar: İnsanlar bazen “yazgı yazılmıştır” derken aslında kelimenin kökündeki eski anlamı tekrar eder. Bir şeyin yazılması, onun belirlenmesi fikrine yaklaşır. Elbette burada bahsedilen yazı, bir deftere geçirilen sıradan bir not değildir. Daha çok hayatın akışı içinde meydana gelen olayların bir düzene sahip olduğu düşüncesidir. Bir anlamda insanlık, yüzyıllardır görünmeyen bir kalemin ne yazdığını anlamaya çalışmaktadır.

Yazmak Fiilinden Yazgıya Uzanan Yol

Türkçede kelimeler çoğu zaman küçük parçaların birleşmesiyle büyük anlamlar kazanır. Yazgı da buna güzel bir örnektir. “Yaz-” kökü üzerine gelen eklerle farklı anlam alanları oluşur. Yazı, yazar, yazılı, yazmak gibi kelimeler aynı aileden gelir. Yazgı da bu ailenin daha soyut anlam taşıyan üyelerinden biridir.

Aslında dilin bu tarafı biraz aile toplantılarını andırır. Aynı kökten gelen kelimeler birbirine benzer ama herkesin karakteri farklıdır. “Yazar” ortaya fikir koyar, “yazı” düşünceyi taşır, “yazgı” ise insan hayatındaki belirlenmişlik fikrine dokunur. Aynı kökten çıkıp farklı masalara oturmuş gibidirler.

Yazgı kelimesi özellikle eski dönemlerde kader anlamında kullanılmıştır. Ancak kader kavramı farklı kültürlerde farklı yorumlara sahiptir. Bazı anlayışlarda yazgı, insanın değiştiremeyeceği bir yol olarak görülürken bazı anlayışlarda insanın seçimleriyle şekillenen bir süreç olarak değerlendirilir. Bu nedenle yazgı kelimesi yalnızca “olacak olan olur” düşüncesine indirgenemez.

İnsanın hayatına baktığında da bu karmaşık denge görülür. Doğduğu yer, ailesi, zamanı ve karşılaştığı bazı olaylar onun kontrolünde değildir. Ancak verdiği kararlar, gösterdiği çaba ve olaylara yaklaşımı kendi alanındadır. Belki de yazgı kavramının en ilginç tarafı burada ortaya çıkar: İnsan hem yolun içinde yürüyen kişidir hem de attığı adımlarla yolun şeklini değiştirebilir.

Yazgı mı, Tesadüf mü?

Günlük hayatta insanlar bazen yaşanan olaylara farklı isimler verir. Birisi “Bu tamamen tesadüftü” der, diğeri “Bunda bir anlam var” diye düşünür. Aynı olay, iki farklı zihinde iki farklı hikâyeye dönüşebilir. İnsan zihni anlam aramayı sever; çünkü belirsizlik, insanın en eski huzursuzluk kaynaklarından biridir.

Bir otobüsü son anda kaçırıp daha sonra o otobüsün sorun yaşadığını öğrenen kişi “Şanslıymışım” diyebilir. Bir başkası ise “Demek ki öyle olması gerekiyormuş” diyebilir. Burada olay aynı kalır, fakat verilen anlam değişir. Yazgı kavramı da biraz bu anlam verme çabasının ürünüdür.

Fakat yazgıyı her şeyin bahanesi yapmak da doğru değildir. “Benim yazgım böyleymiş” diyerek hiçbir çaba göstermemek, kelimenin taşıdığı derinliği küçültür. Çünkü tarih boyunca insanların büyük başarıları, çoğu zaman zorlukların içinde verdikleri mücadelelerle ortaya çıkmıştır. Hayatın önümüze koyduğu şartlar önemli olsa da o şartlara nasıl cevap verdiğimiz de en az o kadar önemlidir.

Kısacası yazgı, insanın eline verilmiş hazır bir senaryo gibi düşünülmemelidir. Daha çok başlangıç noktaları, karşılaşılan durumlar ve insanın seçimleri arasında oluşan karmaşık bir hikâye olarak görülebilir. Hayat bazen satırları önümüze koyar, fakat bazı cümleleri nasıl tamamlayacağımız konusunda bize de söz hakkı bırakır.

Yazgı Kelimesinin Kültürel Derinliği

Türk kültüründe yazgı kavramı uzun yıllardır önemli bir yere sahiptir. Halk hikâyelerinde, türkülerde, atasözlerinde ve günlük konuşmalarda bu kavrama sıkça rastlanır. Çünkü insan, kontrol edemediği olayları anlamlandırmak için güçlü kavramlara ihtiyaç duyar. Yazgı da bu ihtiyacın dildeki karşılıklarından biridir.

Ancak yazgı anlayışı, insanı pasif bir bekleyişe mahkûm etmek zorunda değildir. Aksine birçok düşüncede insanın sorumluluğuyla birlikte ele alınır. Çalışmak, karar vermek, hata yapmak, yeniden denemek ve öğrenmek hayatın parçalarıdır. Belki de yazgının en güzel yanı, geçmişe bakarken anlam, geleceğe bakarken ise umut taşımasıdır.

Sonuç olarak yazgının kökü “yazmak” fiiline dayanır. Fakat bu yalnızca dil bilgisi açısından bir bağlantı değildir; aynı zamanda insanların dünyayı anlama biçimini de gösterir. Yazmak, kayıt altına almak ve belirlemek anlamları zaman içinde daha geniş bir düşünce alanına dönüşmüş, sonunda insan hayatındaki kader fikrine bağlanmıştır.

Bir kelimenin köküne inmek bazen bir ağacın köklerine bakmaya benzer. Yukarıda görünen dallar farklıdır ama hepsi aynı kaynaktan beslenir. Yazgı da böyledir. İçinde dil vardır, tarih vardır, insanın merakı vardır ve biraz da hayatın “Bakalım şimdi ne olacak?” dedirten tarafı vardır. Çünkü insan, binlerce yıldır aynı soruyu farklı kelimelerle soruyor: Yolumuzu biz mi çiziyoruz, yoksa çoktan yazılmış bir hikâyenin içinde mi yürüyoruz?
 
Üst